Yapay Zekâ Varken
Yapay zekâ sorularımıza cevap verirken, birbirimizle konuşmak için kullandığımız küçük bahaneleri de ortadan kaldırıyor olabilir mi?

Geçen gün fark ettim.
Eskiden x bir konuyla ilgili bir sorum olduğunda aklıma hemen o meslekten veya o konudan anlayan bir arkadaşım gelirdi. Mesaj atar veya arardım; cevabı beklerdim. Konu genelde soruyla kalmazdı. Biraz hayata dair konuşur, birbirimizin güncel olarak ne yaptığını öğrenirdik.
Şimdi ne yapıyorum?
Google’a bile gitmeden direk ChatGPT veya Gemini’ye soruyorum. Cevap anında geliyor. Hızlı, net ve yargılamıyor.
Kötü tarafı şu: Bundan çok memnunum.
Sonra insan ister istemez düşünüyor: Biz ne ara birbirimize soru sormayı bıraktık?
“Kardeşim selam müsaitsen... Bir şey soracağım ama…” diye başlayan mesajlar vardı. Cevaptan sonra konu dağılır, on dakikalık küçük bir sohbet çıkardı.
Şimdi kimseyi rahatsız etmiyorsun. Kimse geç cevap vermiyor. Ama kimse “Nasılsın?” da demiyor.
Yapay zekâ sorularımıza cevap veriyor ama bizimle ilgilenmiyor. Biz de galiba buna alışıyoruz.
Sorular aslında bahaneydi
Eskiden akrabalarım veya arkadaşlarım beni arardı.
“Şu coin ne işe yarıyor?”, “Bitcoin halving nedir?”, “Bu projeyi nasıl deploy ederiz?” gibi sorular sorarlardı.
Ama mesele hiçbir zaman sadece sorunun cevabı değildi. Konu başka yerlere giderdi. Biraz piyasa konuşulur, biraz hayat konuşulur, bazen de eski bir anı hatırlanırdı.
Şimdi o telefonlar daha az çalıyor.
Çünkü cevap zaten bir yerde hazır.
Bilgi var ama insan yok.
Yapay zekâ suçlu mu?
Bence değil.
Yapay zekâ yalnızca bizim açtığımız boşluğu doldurdu. Yoğunluk, yorgunluk ve tahammülsüzlük yüzünden birbirimizin hayatına girmeye üşenir olduk.
Sonra karşımıza hiçbir zaman meşgul olmayan, yanlış anlamayan ve hemen cevap veren bir şey çıktı.
Biz de “Bu yeter” dedik.
Bir insana soru sorduğunda küçük de olsa risk alırsın. Geç cevap verebilir, yanlış anlayabilir, konuyu uzatabilir veya seni yargılayabilir.
Yapay zekâ ise daha güvenli, daha steril ve daha kontrol edilebilir.
Ama samimiyet zaten biraz risklidir.
İlişkiler verimli değildir. Zaman alır, dağılır, bazen saçma yerlere gider. Zaten onları insani yapan şey de budur.
Belki bir gün, gelecekte “Eskiden arkadaşlarımıza soru sorardık” diyeceğiz.
Belki bilgi tamamen makinelerden gelecek ve arkadaşlıklar yalnızca duygusal paylaşımlara sıkışacak.
Ya da bir noktada cevabın tek başına yetmediğini fark edeceğiz. Bir ses duymak, birinin gülmesini veya “Boş ver ya” demesini isteyeceğiz.
Çünkü yapay zekâ çok iyi cevap veriyor ama bir arkadaş gibi konuyu dağıtmıyor.
Teknik bir sorudan sonra sana:
“Ya lisede Furkan diye bir çocuk vardı, ne yapmıştı hatırlıyor musun?”
demiyor.
Sanırım en çok da bu gereksiz görünen cümleleri kaybediyoruz.

Bilerek yavaşlamak
Bundan sonra bazen bilerek birini aramak gerekiyor.
Cevabını bildiğimiz bir şeyi bile sormak, insanları biraz rahatsız etmek ve konuşmaya bahane yaratmak gerekiyor.
Çünkü yapay zekâ hayatı kolaylaştırıyor ama her kolaylık bedelsiz değil.
İnsan ilişkilerinin bir anda yok olacağını düşünmüyorum. Daha çok küçük alışkanlıkların üst üste gelmesiyle oluşan sessiz bir kopuş olacak gibi geliyor.
Bu yüzden teknolojiyi reddetmek yerine, onu ilişkilerimizin yerini tamamen almayacak şekilde kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Artık insanoğlunun çok yakın bir gelecekte düşünmek gibi bir görevi olmayacak.
Evet,olmayacak. Bunu ilk defa duyduysan ve şaşırdıysan sakın şaşırma.
AGI geliyor. Her şeyi en iyi bilen mutlak yegane bir bilgi kaynağı. Herkes çok heyecanlı ama bence biraz korkutucu.
Çünkü bu düşünme işini de bütünüyle yapay zekâlara bırakabilir miyiz, bırakmalı mıyız? Emin değilim.
Ben yapay zekâyla konuşurken hâlâ buz gibi bir soğukluk ve yalnızlık hissediyorum.
Belki de tam olarak bu yüzden bazı şeyleri hâlâ birbirimize sormaya ihtiyacımız var.
