Burak Gökmen Çelik
Blog listesine dön

Bir Nişim Yok

İnternet bize sürekli bir şey seçmemizi söylüyor. Peki ya asıl avantajımız tek bir alanda değil, yıllar içinde topladığımız farklı parçaların bize özgü birleşimindeyse?

Eyl 16
Bir Nişim Yok

Bir Nişim Yok

İnternet bize sürekli bir şey seçmemizi söylüyor. Developer ol, designer ol, marketer ol, founder ol. Peki ya asıl avantajın bunların hiçbirisi değil, hepsinin sana özgü birleşimiyse?

)

Geçenlerde ailem bana şöyle bir şey söyledi:

“İnsanlar senin oğlan ne iş yapıyor diye soruyor, kitleniyoruz. Biz bile tam olarak güncel ne yaptığını bilmiyoruz. Bir inşaat mühendisi olsan bina yapıyor, inşaatla uğraşıyor deriz. Ortada somut bir şey var. Seni nasıl anlatacağımızı bilmiyoruz.”

Haklılar.

Çünkü ben de bilmiyorum.

“Bilgisayar mühendisiyim” diyebilirim.

Teknik olarak doğru.

Ama biri bunun üzerine “Peki ne yapıyorsun?” diye sorduğunda işler biraz karışıyor.

Yazılım geliştiriyorum.

Web siteleri yapıyorum.

SEO, reklam ve dijital pazarlamayla uğraşıyorum.

Kendi ürünlerimi geliştirmeye çalışıyorum.

Bir yandan üç farklı startup fikriyle uğraşıyorum.

Local LLM'ler kurcalıyorum.

Kendime küçük bir agent ordusu kurmaya çalışıyorum.

İşletmelerin hangi işlerini yapay zekâyla otomatikleştirebiliriz diye düşünüp MVP'ler çıkarıyorum.

Bazen Flipper Zero'yu elime alıp saatlerce siber güvenlik araştırıyorum.

Sonra 3D yazıcıda bir şey basıyorum.

Bir ürün tasarlayıp satılabilir mi diye bakıyorum.

Ertesi gün bunların hiçbirisiyle ilgilenmeyip bambaşka bir fikir düşünüyorum.

Dolayısıyla aileme de çok kızamıyorum.

Beni anlatmak biraz zor.

Daha kötüsü, uzun süre bunun çözmem gereken bir problem olduğunu düşündüm.

Kendime doğru etiketi bulursam her şey yerine oturacakmış gibi.

Sanırım artık bundan o kadar emin değilim.

Belki benim bir nişim yok.

CEO olacağım

Bilgisayar mühendisliğinin ilk yıllarında bana sürekli aynı soru soruluyordu.

“Hangi alanda ilerleyeceksin?”

Siber güvenlik mi?

Web mi?

Mobil mi?

DevOps mu?

Backend mi?

Soruyu soran için oldukça normal bir soru.

Benim için nedense hiçbir zaman normal hissettirmedi.

Çünkü cevabını gerçekten bilmiyordum.

O dönem İstanbul Kültür Üniversitesi'nde okuyordum ama aynı zamanda The Sandbox'ta topluluk yönetimi ve yerel pazarlama tarafında çalışıyordum.

Üniversiteye doğru düzgün gitmediğim dönemler oldu.

Bir tarafta mühendislik dersleri vardı.

Diğer tarafta blockchain, NFT'ler, topluluklar, etkinlikler, şirketler, iş birlikleri ve internetin o dönem bana çok daha heyecanlı gelen başka bir dünyası vardı.

İnsanlar hangi yazılım alanında ilerleyeceğimi sorduğunda bazen bir şeyler uyduruyordum.

Bazen de şakayla karışık:

“CEO olacağım.”

diyordum.

Tabii o yaşta CEO olmakla ne kastettiğimi ben de bilmiyordum.

Sadece bir kutunun içine girmek istemediğimi biliyordum.

“Backend developer olacağım.”

demek bana garip geliyordu.

Backend'i sevmediğim için değil.

Hayatımın geri kalanını bir cümlede kapatmak istemediğim için.

O zaman bunu ifade edebilecek kelimelerim yoktu.

Sadece içgüdüsel olarak rahatsız oluyordum.

Bir ara cevabı bulduğumu sandım

The Sandbox'ta çalıştığım dönemde geleceğim daha net görünüyordu.

Blockchain tarafında devam edecektim.

Business development yapacaktım.

Projelerle çalışacaktım.

Strateji oluşturacaktım.

Belki büyük şirketlerin Web3'e girişlerini yönetecektim.

O dünyanın içinde yıllarca bulununca bu yol çok doğal geliyordu.

Üstelik Web3 bana çok genç yaşta normalde kolay kolay yaşayamayacağım deneyimler yaşattı.

Üniversitenin birinci, ikinci sınıfındayken etkinliklere gidip koskoca şirketlerin, holdinglerin yöneticileriyle konuşuyordum.

Bazen karşımdaki insan benden yirmi, otuz yaş büyüktü.

Ben ona blockchain ekosisteminde ne olduğunu, insanların neye ilgi gösterdiğini, toplulukların nasıl hareket ettiğini anlatıyordum.

Bu durum onların da garibine gidiyordu.

Muhtemelen benim de gitmeliydi.

Ama bir süre sonra normalleşti.

Çok genç yaşta normalde ulaşamayacağım insanlara ulaşabildim.

Para kazandım.

İş yaptım.

Bir şeylerin parçası oldum.

Ve en önemlisi kendime karşı garip bir özgüven geliştirdim.

Bir şeylerin yapılabilir olduğunu gördüm.

Büyük düşünmek artık bana o kadar uzak gelmemeye başladı.

Bunun güzel tarafları olduğu kadar kötü bir tarafı da oldu.

Başarı eşiğim biraz bozuldu.

Çok gençken kendi çapımda iyi işler yapınca sonrasında normal bir hayat bazen yeterli gelmemeye başlıyor.

Bugün iş anlamında kendimden çok memnun olduğumu söyleyemem.

Çünkü ne yapabileceğime dair kafamda bir görüntü var.

Potansiyelimi bildiğimi hissediyorum.

Belki de bilmiyorum.

Ama bildiğimi hissediyorum.

Bu da insanda sürekli bir açlık yaratıyor.

Bir sonraki şeyi yapmak istiyorsun.

Bir sonraki seviyeyi.

Bir sonraki projeyi.

Bir sonraki başarıyı.

Dopaminin de biraz ayarı kaçıyor.

Sonra The Sandbox işi bitti.

Ajansımızla ilgilendim.

Okula tekrar ağırlık vermeye başladım.

Blockchain dünyasıyla arama yavaş yavaş mesafe girdi.

Kripto ve fintech tarafındaki frekansımı kaybettim.

Bir dönem bana geleceğimin en doğal devamı gibi gelen yol, birkaç yıl içerisinde yabancılaşmaya başladığım bir şeye dönüştü.

Business developer olacaktım.

Sonra olmadım.

Ve tekrar aynı soru geldi.

Şimdi ne olacağım?

Cevabını hâlâ tam bilmiyorum.

Bir Nişim Yok

Kafamı susturamıyorum

Bugünlerde problem fikir bulmak değil.

Tam tersi.

Biraz daha az fikir bulabilsem muhtemelen hayatım kolaylaşacak.

Şu anda birbirinden bağımsız üç startup fikriyle uğraşıyorum.

Bir taraftan Grainz Digital ile işletmelere web sitesi, yazılım, SEO, GEO, Meta Ads ve Google Ads gibi hizmetler vermeye başladım.

Bir taraftan yapay zekâ tarafını kurcalıyorum.

Local modeller.

Agent'lar.

Otomasyonlar.

Bir işletmenin yaptığı sıkıcı bir işi görüp “Bunu neden hâlâ bir insan yapıyor?” diye düşünmeye başlıyorum.

Sonra bunun için bir şey geliştirmeye çalışıyorum.

Arada siber güvenliğe takılıyorum.

Flipper Zero'yu alıp bambaşka bir deliğe düşüyorum.

Sonra 3D yazıcının başına geçiyorum.

Bir parça tasarlıyorum.

“Bundan ürün olur mu?”

diye araştırıyorum.

Sonra aklıma başka bir şey geliyor.

Ve bütün döngü tekrar başlıyor.

Bir Nişim Yok

Bazen bunun çok iyi bir özellik olduğunu düşünüyorum.

Bazen de odaklanma problemi olduğundan şüpheleniyorum.

Muhtemelen ikisi de biraz doğru.

Kendimi “Ben multidisipliner bir insanım” diyerek rahatlatmak istemiyorum.

Çünkü bu cümle çok kolay bir bahaneye dönüşebilir.

Hiçbir şeyi bitirmeyip her şeye meraklı olmayı romantikleştirebilirsin.

Benim de yarım bıraktığım tonla şey var.

Bir alana sanki hayatımın işini bulmuşum gibi girebiliyorum.

Günlerce, haftalarca, bazen aylarca inanılmaz derine iniyorum.

Normal bir insanın ihtiyaç duymayacağı kadar detay öğreniyorum.

Sonra bir anda çıkabiliyorum.

Başka bir şeye geçiyorum.

Bunu neden yaptığımı bilmiyorum.

Belki gerçekten hayatımın işini arıyorum.

Belki hiçbir zaman bulamayacağım.

Belki de ortada bulunacak tek bir “hayatımın işi” yok.

Bu ihtimali yeni yeni düşünmeye başladım.

Bir konuda iyi miyim?

Bu yazının bu bölümünde normalde şunu yazmam gerekiyor sanırım:

“Zamanla güçlü yanlarımı keşfettim.”

Ama keşfetmedim.

Biri bana:

“Gerçekten hangi konuda iyisin?”

diye sorsa hâlâ çok net cevap veremem.

Yazılım mı?

Benden çok daha iyi binlerce insan var.

Pazarlama mı?

Aynı şey.

Tasarım?

Ürün?

Satış?

Hiçbirinde kendime “işte bu benim alanım” diyecek kadar rahat hissetmiyorum.

Ama kendimle ilgili bildiğim birkaç şey var.

İnatçıyım.

Bir şeyi gerçekten kafama taktığımda uzun süre bırakmayabiliyorum.

Merak ettiğim bir konunun yüzeyinde kalmayı sevmiyorum.

Derine inmeyi seviyorum.

Bir şeyi yalnızca kullanmak yerine nasıl çalıştığını anlamak istiyorum.

Ve farklı dünyalar arasında gidip gelmekten rahatsız olmuyorum.

Belki tek tek yeteneklerden daha önemli olan tarafım bu.

Çünkü son birkaç yılda şunu fark etmeye başladım:

İnsanın avantajı her zaman dünyanın en iyisi olduğu tek bir şeyden gelmeyebilir.

Bazen birbirinden bağımsız görünen birkaç şeyin aynı insanda toplanmasından gelir.

Web3'te geçirdiğim yıllar bugün yaptığım yazılım işlerinden bağımsız görünebilir.

Değil.

Orada insanlarla konuşmayı öğrendim.

Toplulukların nasıl hareket ettiğini gördüm.

İnsanların bir şeye neden heyecanlandığını, neden güvenmediğini, neden bağlandığını anlamaya çalıştım.

Pazarlama öğrendim.

Dağıtımı öğrendim.

İyi bir ürün yapmanın insanların onu göreceği anlamına gelmediğini öğrendim.

Yazılımla ilgilenmek bana başka bir parça ekledi.

Artık bir fikrim olduğunda ilk versiyonunu yapmak için her zaman başka birini beklemem gerekmiyor.

Tasarım başka bir parça.

Ürün geliştirmek başka.

Şimdi yapay zekâ bunların hepsinin üzerine çarpan etkisi yapıyor.

Tek tek baktığında bunların hiçbiri çok özel değil.

Ama kesişim kümesi küçülüyor.

Belki insanın kendine özgü tarafı da tam burada oluşuyor.

Bir Nişim Yok

Bir niş ile bir kimlik aynı şey değil

Sanırım benim asıl problemim hiçbir zaman uzmanlaşmak değildi.

Bir şeyi kimliğim yapmak fikriydi.

Bir proje üzerinde altı ay boyunca yalnızca kod yazabilirim.

Sorun yok.

Bir yıl boyunca bütün odağımı Grainz Digital'e verebilirim.

Sorun yok.

Bir konuda beş yıl boyunca uzmanlaşabilirim.

Bunların hiçbirisi beni rahatsız etmiyor.

Beni rahatsız eden şu:

“Ben buyum.”

Ben bir yazılımcıyım.

Ben bir pazarlamacıyım.

Ben bir girişimciyim.

Ben X'ciyim.

Neden?

Neden yaptığım işin tamamını kimliğime çevirmek zorundayım?

Bu yalnızca mesleklerde değil, hayatın birçok yerinde garip geliyor bana.

İnsanlar kendilerini bir fikrin, grubun veya kategorinin içine koyduktan sonra zamanla o kategorinin sınırlarını kendi sınırları gibi savunmaya başlayabiliyor.

Bir noktadan sonra artık fikir seçmiyorsun.

Fikir seni seçiyor.

Meslekte de benzer bir şey olabileceğini düşünüyorum.

“Ben developerım.”

dedikten sonra tasarımla ilgilenmenin gereksiz olduğunu düşünmeye başlayabilirsin.

“Ben teknik insan değilim.”

dediğinde yıllarca koddan uzak durabilirsin.

“Ben pazarlamacıyım.”

dediğinde ürün yapmayı başkasının işi sanabilirsin.

Kelime sana yardımcı olmak için vardı.

Bir noktadan sonra seni sınırlamaya başlıyor.

O yüzden son zamanlarda şu ayrımı yapmaya çalışıyorum:

Bir konuda derinleşmek başka şey. Kendini o konuya dönüştürmek başka.

Bir niş iş için harika olabilir.

Grainz Digital'in kime hizmet verdiğini netleştirmem gerekir.

Bir ürünün hedef kitlesini seçmem gerekir.

Bir reklamın herkese konuşamayacağını bilirim.

Bunlar iş kararları.

Ama ben bir reklam kampanyası değilim.

Kendimi neden target audience'a göre optimize edeyim?

Yapay zekâ bu soruyu daha önemli hale getiriyor

Bütün bunların üzerine bir de yapay zekâ geldi.

Ve bana göre meslekler arasındaki sınırları daha da anlamsızlaştırmaya başladı.

Eskiden tek bir insanın bir fikirden taaaa ürüne gitmesi çok daha zordu.

Tasarım gerekiyordu.

Yazılım gerekiyordu.

Araştırma gerekiyordu.

Pazarlama gerekiyordu...

Bugün bunların hiçbiri ortadan kalkmadı.

Ama bir insanın erişebildiği kapasite inanılmaz genişledi.

Bilmediğim bir teknolojiyi çok daha hızlı öğrenebiliyorum.

Bir kod tabanını anlamak kolaylaşıyor.

Tasarımla ilgili alternatifler üretmek kolaylaşıyor.

Araştırma yapmak kolaylaşıyor.

Bir fikrin ilk prototipini ortaya çıkarmak kolaylaşıyor.

Bence bundan sonra değerli olacak insan tipi yalnızca tek bir aracı çok iyi kullanan insan olmayabilir.

Araçların arasında geçebilen insan da çok değerli olacak.

Teknik tarafı anlayıp business düşünebilen.

Ürün yapıp dağıtımı düşünebilen.

Yapay zekâyı kullanıp insan davranışını unutmayan.

Çünkü araçlar güçlendikçe başka bir soru öne çıkıyor:

Ne yapacağız?

Her şeyi yapabilen araçlara sahip olmak, ne yapılması gerektiğini otomatik olarak söylemiyor.

Belki de benim onlarca farklı şeye merak salmamın ilk defa gerçekten işe yarayabileceği bir döneme giriyoruz.

Ya da kendimi kandırıyorum.

Onu da zaman gösterecek.

Aslında istediğim şey bir meslek değil

Geleceği düşündüğümde kendimi hiçbir zaman:

“On yıl sonra çok iyi bir senior software engineer olayım.”

diye hayal etmiyorum.

Kötü bir hedef olduğu için değil.

Benim kafamdaki görüntü başka.

Bir şirketim olsun istiyorum.

Gerçek bir şirket.

Ürünleri olan.

İşleri olan.

Bir şeyler üreten.

Scale etmeyi başarabilmiş.

Çalışanları olan.

Ama özellikle nasıl bir ortam olduğunu düşünüyorum.

Aynı kafada insanların olduğu bir ofis.

İnsanların yalnızca maaş için gelmediği bir yer.

Birbirine güvenen bir ekip.

Mümkünse yaptığı şeye gerçekten sahiplik hisseden, hissedar olan insanlar.

Arkadaşlık olan.

Birlikte bir şey başarmaya çalışan bir grup.

Biraz kurt sürüsü gibi.

Yazınca hafif cringe geldi ama gerçekten kafamdaki görüntü bu.

Beraber avlanan bir ekip.

Paranın önemsiz olduğu gibi romantik bir şey söylemeyeceğim.

Para önemli.

Şirketin para kazanması gerekiyor.

İnsanların iyi kazanması gerekiyor.

Ben de para kazanmak istiyorum.

Ama yalnızca para için bir arada olmayan bir yapı istiyorum.

Sanırım gelecekle ilgili en net olduğum şey mesleğim değil.

Nasıl bir ortamda yaşamak istediğim.

Belki de bu yüzden “hangi alanda ilerleyeceksin?” sorusu bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.

Ben bir alan seçmeye çalışmıyorum.

Bir şey inşa etmeye çalışıyorum.

O şeyin ne olduğunu henüz bilmiyorum.

Belki rehber hocam bir şey görmüştü

Lisede okuldan birkaç kişinin bir business konferansına gitmesi istenmişti.

Rehber hocamız beni seçmişti.

Bana aşağı yukarı şöyle bir şey söylemişti:

“Senin gitmeni istiyorum. Sanki girişimcilik alanında bir şeyler yapabilirsin gibi geliyor.”

Belki herkese benzer şeyler söylüyordu.

Gerçekten bilmiyorum.

Belki de yıllar sonra anlam yüklediğim sıradan bir cümle.

Ama aklımda kalmış.

Çünkü o zaman ortada The Sandbox yoktu.

Web3 yoktu.

Ajans yoktu.

Startup fikirleri yoktu.

Bilgisayar mühendisliği bile başlamamıştı.

Belki bazı yönelimler mesleklerden önce oluşuyor.

Çocukken “mesleğin ne olacak?” diye soruyoruz.

Belki bazı insanlar için doğru soru bu değil.

Belki:

“Nasıl problemler çözmek istiyorsun?”

“Nasıl bir hayat kurmak istiyorsun?”

“Nasıl insanlarla çalışmak istiyorsun?”

“Neyi merak etmekten kendini alamıyorsun?”

daha iyi sorular.

Ben bunların cevaplarını da henüz tam bilmiyorum.

Ama en azından bana daha gerçek geliyorlar.

Bunun güzel bir dersi yok

Bu yazının sonunda yirmi yaşındaki birine söylemem gereken güçlü bir mesaj olması gerekiyormuş gibi hissediyorum.

“Niş seçmeyin.”

diyemem.

Bazı insanlar için tek bir konuda yıllarca derinleşmek verilebilecek en iyi karar olabilir.

“Her şeyi deneyin.”

de diyemem.

Her şeyi deneyip hiçbir şeyi bitirmemek oldukça kötü bir hayat stratejisi olabilir.

“Tutkunuzu bulun.”

demek zaten istemiyorum.

Ben hâlâ benimkinin ne olduğunu bilmiyorum.

Belki bu yazıyı biraz da o yüzden yazıyorum.

Kendime cevap vermeye çalışıyorum.

Şimdilik vardığım yer çok daha küçük bir şey:

Bugün yaptığın işi, hayatının geri kalanında kim olmak zorunda olduğunla karıştırma.

Bir konuda derinleş.

Çalış.

İyi olmaya uğraş.

Bir şeyleri bitir.

Ama kendine hareket edecek alan bırak.

Çünkü beş yıl önce geleceğimin blockchain olduğunu düşünüyordum.

Bugün local yapay zekâ modelleri çalıştırıyorum, şirketlere web sitesi yapıyorum, reklam yönetiyorum, startup fikirleri geliştiriyorum vs vs.

Beş yıl sonra ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum.

Eskiden bu beni rahatsız ederdi.

Şimdi biraz heyecanlandırıyor.

Belki bir gün tek bir şeye rastlarım ve:

“Tamam. Bütün hayatım boyunca bunu yapmak istiyorum.”

derim.

Olabilir.

Ama o güne kadar sırf insanların beni daha kolay anlayabilmesi için kendime bir kutu seçmek istemiyorum.

Ailem biri sorduğunda hâlâ ne diyeceğini bilemeyebilir.

Ben de bazen bilemeyebilirim.

Şimdilik sorun değil.

Bir nişim yok.

Ama epey merakım var.

Sanırım bir süre daha onun peşinden gideceğim.

Bir Nişim Yok

Eğer içinizde bir yerlerde benim gibi düşüneniniz varsa,

sakın umudunuzu kaybetmeyin, çabalayın ve sürece güvenin.

Âl-i İmrân Suresi, 159. Ayet: "...Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever."

Başarılar...! burak gökmen çelik