Burak Gökmen Çelik
Blog listesine dön

Topluluk Yönetirken Öğrendiğim Ama Kimsenin Söylemediği Şeyler

Yıllarca binlerce insanın olduğu toplulukların içinde yer aldıktan sonra insan psikolojisi, güven ve ürün geliştirmeye dair geriye kalanlar.

3 dk okuma
Topluluk Yönetirken Öğrendiğim Ama Kimsenin Söylemediği Şeyler

2019’dan itibaren uzun yıllarım ekran başında, binlerce insanın aynı anda konuştuğu toplulukların içinde geçti.

The Sandbox, Aavegotchi ve farklı küresel projelerde hem insanların en heyecanlı anlarını hem de en öfkeli dönemlerini yakından gördüm.

Dışarıdan bakıldığında topluluk yönetimi; duyuru paylaşmak, etkinlik düzenlemek ve sorulara cevap vermek gibi görünür.

Ama işin içine girdiğinde bunun aslında tamamen insan psikolojisi olduğunu anlarsın.

Bugün kendi ürünlerimi geliştirirken bile o yıllarda öğrendiğim şeyleri her gün kullanıyorum.

Çünkü ekranın diğer tarafındaki kişi değişmedi.

Yalnızca kullandığımız araçlar değişti.

1. İnsanlar bilgi için gelir, his için kalır

Bir projeye ilk giriş nedeni genelde nettir:

Bir beklenti vardır, bir kazanç ihtimali vardır ya da merak edilen bir ürün vardır.

Ama insanların orada kalmasını sağlayan şey teknik dokümanlar veya haftalık güncellemeler değildir.

Orada kendilerini nasıl hissettikleridir.

Sorusu ciddiye alınıyor mu?

Ortada samimi bir iletişim var mı?

Yoksa herkes birbirine kurumsal cümlelerle mi konuşuyor?

İnternette insanlar kurumsal dilden çok çabuk sıkılıyor. Karşısında bir marka değil, gerçekten orada olan bir insan görmek istiyor.

2. İşler iyi giderken herkes topluluk yönetebilir

Bir projenin gerçek karakteri her şey yolundayken belli olmaz.

Fiyatlar yükselirken, ürün sorunsuz çalışırken veya herkes memnunken iletişim kurmak kolaydır.

Asıl sınav bir şeyler kırıldığında başlar.

Sistem çöktüğünde, vaat edilen tarih geciktiğinde veya piyasa tersine döndüğünde ne yapıyorsun?

O dönemde şunu çok net gördüm:

Sorun çıktığında sessizliğe gömülen veya suçu başkasına atan ekipler, aylar boyunca kurdukları güveni bir gecede kaybettiler.

Çıkıp açıkça “Burada bir hata yaptık, şu an çözmeye çalışıyoruz ve gelişmeleri paylaşacağız” diyebilenler ise krizden daha güçlü çıktı.

İnsanlar hatayı affeder. Ama ortadan kaybolmayı affetmez.

3. En gürültülü kullanıcı, her zaman çoğunluğu temsil etmez

Topluluklarda ve ürünlerde çok sık düşülen bir tuzak vardır:

En çok ses çıkaran 5 kişinin, geri kalan 5.000 kişi adına konuştuğunu sanmak.

Bazen bir grup kullanıcı sürekli aynı özelliği ister, her gün yazar, tepki gösterir. Ekip de panikleyip bütün yönünü o birkaç kişiye göre değiştirir.

Sonra bir bakarsın; sessiz çoğunluk aslında ürünü bambaşka bir basitliği için kullanıyormuş.

Geri bildirim dinlemek çok değerli.

Ama kimin geri bildirimini, hangi bağlamda dinlediğini bilmek daha da değerli.

4. Kalabalık ile topluluk aynı şey değil

On binlerce kişinin olduğu bir Telegram veya Discord grubu, orada bir topluluk olduğu anlamına gelmez.

Bazen 20.000 kişilik bir kanal tamamen ölüdür.

Bazen de 150 kişinin olduğu küçük bir yerde insanlar birbirine yardım eder, fikir üretir ve ortaya gerçek bir kültür çıkar.

Rakamlar dışarıdan güzel görünür. Yatırımcı sunumlarında ve sosyal medyada işe yarar.

Ama bir ürünü gerçekten büyüten şey kuru kalabalık değil, o işi gerçekten önemseyen ilk 50-100 kişidir.

Gürültülü kalabalığın ötesinde kendi yolunda yürümek

Bugüne ne kaldı?

Artık günümün tamamı Discord veya Telegram kanallarında geçmiyor.

Daha çok kod yazıyor, arayüz tasarlıyor ve küçük ürünler inşa ediyorum.

Ama bir ekran tasarlarken veya bir özellik eklerken zihnimde hâlâ aynı sorular dönüyor:

“Bunu ilk kez gören biri ne hissedecek?”

“Nerede kafası karışacak?”

“Neden bize güvensin?”

Çünkü sonunda ister bir topluluk kur, ister bir yazılım geliştir; yaptığın iş değişmiyor:

İnsanların zamanına ve güvenine talip oluyorsun.

Ve o güveni kazanmanın yolu, yıllar geçse de aynı kalıyor.


Blog · LinkedIn · X · GRAINZ